Blog – Left Sidebar

Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB)

by 18 Eylül 2018

Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB)

Herkesin zaman zaman rahatsizlik yaratan, zihninden atamadigikaygilidusunceleri olmakla beraber, kisinin zihnini ele geciren, beynine hukmeden, tekrar tekrar beliren davetsiz dusunceler, durtuleroldugunda bu durum bir obsesyon olabilir. Obsesif kompulsifbozuklugu (OKB) olan kisiler genellikle obsesyonlarin kendi zihinlerinin bir urunu oldugunu bilir ancak bunu ne kontrol edebilirler, ne de bundan kurtulabilirler.

OKBsi olanlar obsesyonlarinisiklikla belli bazirituellere (tekrarlayicidavranislar) basvurarak azaltmaya, baskilamayacalisir. Bu ritiuellerigerceklestirmeye kendilerini adeta mecbur hisseder ve bunlari bazen saatlerce surdurdukleri de olur. Rituller devreye girmisse bu durum kompulsiyonadinialir. Kiside hem obsesyon, hem de kompulsiyon mevcut ise ve bu durum kisininyasaminizorlastiriyorsa obsesif kompulsif bozukluk tanisini koymak mumkundur.

OKB her 40 kisiden birinde gorulebilen bir kaygibozuklugudur. Kadinlar ve erkeklerin esit oranda etkilendikleri saptanmistir. OKBsi olan kisilerinyaklasikuce ikisinin, ergenlik ve erken eriskinlikdonemlerinde bu bozuklugugecirmeyebasladiklari da bilinmektedir.

Obsesyon

Kişinin zihnine girmesine engel olamadığı, zihninden uzaklaştıramadığı düşünce, fikir ve dürtülerdir. Kişinin isteği dışında gelirler, kişi tarafından mantıkdışı olarak değerlendirilirler ve yoğun sıkıntı ve huzursuzluğa yani anksiyeteye neden olurlar.

Kompulsiyon

Obsesyonların neden olduğu yoğun sıkıntı ve huzursuzluğu azaltmak ya da ortadan kaldırmak üzere yapılan yineleyici davranış ve zihinsel eylemlerdir.

OKB NE KADAR SIKLIKTA GÖRÜLÜR?

OKB önceleri nadir olarak görülen bir hastalık olarak kabul edilmesine karşın son yıllarda yapılan araştırmalarda hiç de nadir olmadığı belirlenmiştir. Büyük toplum kesimlerinde yapılan araştırmalarda OKB’nin her 100 kişiden 2-3’ünde görüldüğü saptanmıştır.

OKB HANGİ YAŞLARDA BAŞLAR VE KİMLERDE DAHA SIK GÖRÜLÜR?

Genellikle ergenlik döneminde ve 20-30’lu yaşlarda başlamasına karşın, okul öncesi çağdaki çocuklar dahil herhangi bir yaşta görülebilir. Erkeklerde daha erken yaşlarda başlamasına karşın genel olarak kadınlarda daha sık görülmektedir.

OKB (Obsesif Kompülsif Bozukluk) belirtileri nelerdir?

Yaygın obsesyon belirtileri:

  • Pislik veya mikrop bulaşmasından korkma
  • Başkasına zarar vermekten korkma
  • Hata yapmaktan korkma
  • Rezil olmaktan veya sosyal açıdan kabul edilemez bir şekilde davranmaktan korkma
  • Şeytanca veya günahkar düşünmekten korkma
  • Düzen, simetri, kusursuzluk ihtiyacı
  • Aşırı kuşku ve sürekli güvence ihtiyacı

Yaygın kompülsiyon belirtileri:

  • Tekrar tekrar yıkanma, duş alma veya ellerini yıkama
  • El sıkışmayı veya kapı tokmağına dokunmayı reddetme
  • Kilit, ocak gibi şeyleri sürekli kontrol etme
  • Rutin işleri yaparken içinden veya yüksek sesle sürekli sayı sayma
  • Sürekli bir şeyleri belli bir biçimde düzenleme
  • Belirli bir sıraya göre yemek yeme
  • Genellikle rahatsız edici olan, akıldan çıkmayan ve uykuyu bölen kelimelere, görüntülere veya düşüncelere takılıp kalma
  • Belirli kelimeleri, cümleleri veya duaları tekrarlama
  • İşleri belirli bir sayıda yapma ihtiyacı
  • Değeri olmayan şeyleri toplama veya biriktirme

OKB (Obsesif Kompülsif Bozukluk) nasıl tedavi edilir?

OKB kendi kendine geçmez, bu yüzden tedavi edilmesi önemlidir. En iyi tedavi yöntemi ilaç ve bilişsel davranış terapisidir.

Bilişsel davranış terapisi: Bilişsel davranış terapisinin hedefi, obsesif-kompülsif bozukluğu olanların ritüellerini gerçekleştirmeden korkularıyla yüz yüze gelmelerini ve anksiyetenin azaltılmasını sağlamaktır. Bu terapi obsesif-kompülsif bozukluğu olanlarda sıkça görülen abartılmış veya felaketler içeren düşünceleri azaltmaya da odaklanılır.

İlaç tedavisi: AntidepresanlarOKB tedavisinde yardımcı olabilir.

Sürekli tedavi sonucunda hastalar normal veya normale yakın yaşam sürerler. Erken teşhis her zaman tedavi süresini azaltır.

Psikolog Çağrı ÇOBANOĞLU

PUSULA PSİKOLOJİ SİVAS

Öfke nedir? Öfke kontrolü nasıl yapılır?

by 18 Eylül 2018

Öfke nedir? Öfke kontrolü nasıl yapılır?

Öfke; hayatımızın bir parçasıdır ve uygun ifade edildiğinde son derece doğal ve sağlıklı bir duygudur. Hatta kişinin uyarılmasını sağlayarak koruyucu ve harekete geçmesini sağlayıcı bir işlevi vardır. Ayrıca kişinin sınırlarını koruyabilmesi için de gereklidir. Ancak öfke kendimize, çevremize ve ilişikilerinize zarar verecek noktadaysa kontrol altına alınmalıdır.
Genellikle insanlar öfkeyle ilgili ne kadar çok sıkıntı yaşıyor olsalar da bunu kabul edip yardım için bir uzmana başvurmak yerine bu duyguyu bastırmak, yok saymak ve inka etmek eğilimdedir. Ancak bu bastırma, inkar etme ve yok sayma, öfkeyle sağlıklı ve etkili bir şekilde başa çıkmasını sağlamaz.
Öfke kontrolü nasıl sağlanır ?
Öfkeyi doğru ifade etme becerisini “öfke kontrolü” olarak adlandırabiliriz. Peki, bu kontrolü sağlamak kolay mıdır? Öfke kontrolü nasıl sağlanır?

Öfkeyi kontrol etmenin amacı, insanın bu duygusunu saldırgan davranışlara dönüştürmeden, kendisine ve çevresine zarar vermeden doğru olarak ifade etme becerisini kazanabilmesidir. Peki, bu kontrolü sağlamak kolay mıdır? Yetersizlik, acizlik, kıskançlık, korku, endişe, yalnızlık, itilmişlik ve de anlaşılamamak öfkeyi ortaya çıkaran duygulardır. Öfkenin kaynağı olan bu duyguları paylaşabildiğiniz, anlayabildiğiniz ve doyurabildiğinizde aktarımı da daha olumlu olacaktır.

Amacınız öfkeyi tamamen yok etmek değil, öfkenin aktarımında çevrenize zarar vermesini önlemektir.

HAKLIYKEN HAKSIZ DURUMA DÜŞEBİLİRSİNİZ

Öfkenizi kontrol edemezseniz, haklı olduğunuz durumda bile haksız duruma düşebilirsiniz. Sinirinizi doğru bir şekilde ifade edememeniz, geri dönülmesi imkansız durumlara ve pişmanlıklar yaşamanıza sebep olabilir. Öfkenizi sağlıklı bir biçimde aktarabilmek için önce kendinizi tanımanız ve isteklerinizi bilebilmeniz gerekir. Duygularınızı açıkça ifade edebiliyor ve sorumluluklarınızı biliyorsanız, olumsuz duygularınızı da karşı tarafa sağlıklı bir biçimde aktarabiliyorsunuz demektir.

Öfkeyi Kontrol Altına Alabilmek İçin Neler Yapılabilir ?

Öfkenin gerçek kaynaklarına odaklanmak:

Öfke kontrolünde bu duygunun hissedilmesine neden olan faktörleri fark etmek çok önemlidir. Öfkelenen kişinin kendisine şu soruları sorması oldukça faydalı olacaktır:

“Bu durumda beni öfkelendiren ne?”

“Burada asıl sorun ne?”

“Ne düşünüyorum, ne hissediyorum?”

Öfke Kontrolünü Nasıl Sağlarsınız?

  • Öfkeyi sağlıklı bir biçimde ifade edebilmemiz için öncelikle bazı farkındalıkları kazanmamız gerekir.
  • Öfkenin hangi düşünceyle arttığını ya da azaldığını gözden geçirmekte fayda olacaktır.
  • Olumsuzluk uyandıran öfkenin artmasına yol açan “asla” “her zaman” gibi ifadeleri zihninizden uzak tutun.
  • Bulunduğunuz ortamdan uzaklaşıp bir süre sakinleşmeye çalışın. Öfkenizin kontrolden çıkmasına izin vermeyin.
  • Nefes egzersizleri yapıp, sakinleştirici durumlar hayal edin.
  • Kendinize “Sakin ol.” gibi telkinlerde bulunun.

Mutlaka öfkelenmenize sebep olacak olaylar yaşanacaktır. Yaşamda her zaman için engellerle, ve istemediğiniz durumlarla karşılaşma olasılığınız vardır. Bunu değiştiremezsiniz ama olaylara bakış açınızı değiştirmek sizin elinizdedir. Bakış açınızın değişmesi, olayların sizde yarattığı öfke duygusunu taşınabilir boyuta indirgemenize ve doğru biçimde ifade etmenize yardımcı olacaktır.

Psikolog Çağrı ÇOBANOĞLU

PUSULA PSİKOLOJİ SİVAS

HAYATI MAHVEDEN PANİK ATAK

by 18 Eylül 2018

HAYATI MAHVEDEN PANİK ATAK

Panik atak; ara ara tekrarlayan ve insanı dehşet içinde bırakan korku nöbetleridir. Panik atağın en temel özelliği beklenmedik bir anda ortaya çıkmasıdır. Hastalarımızın çoğu zaman ‘kriz’ adını verdiği bu nöbetlere biz ‘panik atağı’ diyoruz.

Panik atağı, birdendire başlar, giderek şiddetlenir ve 10 dakika içerisinde şiddeti en yoğun düzeye çıkar. Çoğu zaman 10-30 dakika (bazen 1 saate kadar) devam eder ve kendiliğinden geçer.

Panik Atak Belirtileri Nelerdir ?

-Çarpıntı

-Kalp atımlarında artma

-Terleme

-Titreme

-Nefes darlığı

-Gerçekten kopma

-Sıcak basması

-Ölecekmiş gibi olma

-Boğuluyormuş gibi olma

-Soluğun kesilmesi

-Göğüsün sıkışması / göğüs ağrısı

-Baş dönmesi / Düşecek, bayılacak gibi olma

Bu belirtilerden en az 4 yada daha fazlası oluyorsa buna panik atak diyoruz. Dörtten daha az belirti görülüyorsa Kısıtlı Panik Atağı tanımı kullanırız.

Panik Atak Esnasında Neler Yaşanır ?

İlk panik atak sıklıkla kendiliğinden ortaya çıkar. İlk olarak beklenmedik anda ortaya çıkar. Panik atak sıklıkla 10 dakikalık sürede hızlıca yaşanır. Yukarıda saydığımız belirtiler hızlıca yaşanır. Ataklar genellikle 25 –30 dakika devam eder. Bir atak esnasında hasta ikinci bir atak geçireceği kaygısındadır.

Panik Bozukluğun Toplumumuzda Görülme Sıklığı Nedir ?

Ülkemizde anksiyete bozukluğunun görülme oranı %15 civarındadır. Bunun %3-4 oranını kısmi panik bozukluk oluşturmaktadır. Ülkemizde çok yaygın görülen psikolojik hastalıklardan biridir.

Panik Atak Hastalığının Tedavisi Nasıldır ?

Panik Bozukluk tedavisi tamamen mümkün bir hastalıktır. Tedavisinde en önemli husus teşhistir. Bir Panik Atağı teşhis edebilmek için yeterli bilgi birikimi ve tecrübe gereklidir. Teşhis doğru yapıldıktan sonra tedavide 2 seçenek vardır. İlaç tedavisi ve psikoterapi yöntemi ( Bilişsel-Davranışçı Terapiler )

İlaç Tedavisi: Hastalığın şiddetine göre uygulanan kombinasyondur. Tedavide olumlu sonuçlar verir. İlaç kullanımı en az 8-12 ay sürmektedir. Mevcut veriler panik bozukluğun süreğen ve tekrarlayıcı bir hastalık olduğunu ve tedavi bırakıldığında atakların tekrarladığını göstermektedir.

Psikoterapi (Bilişsel – Davranışçı Terapiler )

Bilişsel Terapi :Hastanın beyin bilgisayarında yanlış giden bir bilgi işlem sürecinin doğru bilgiyle değiştirilerek davranış değişikliği sağlamanmasıdır.

Gevşeme Teknikleri :Hastaya yoğun anksiyetesini kontrol etmesi öğretilir. Hasta panik atak esnasında bu tekniği uygulayarak gevşemeyi sağlayabilir.

Davranışçı Terapi :Bu teknik hastaların korktuğu uyarana karşı aşamalarla alışması ve o uyarana karşı duyarsızlaşmasıdır. Hem dış uyaranlar hem de iç uyaran ve korkularla ilgili uygulanan bir psikoterapi yöntemidir.

PSİKOLOG ÇAĞRI ÇOBANOĞLU

PUSULA PSİKOLOJİ SİVAS

TEL/GSM: 05302604242

SINAV KAYGISI

by 18 Eylül 2018

Sınav Kaygısı Nedir ?

‘Sınavlardan önce uykularım kaçıyor’ , ‘Sınav benim için bir kabus’ , ‘Sınavlarda heyecandan dikkatimi toplayamıyorum’ , ‘O kadar heyecanlanıyorum ki soruları doğru dürüst okuyamıyorum. Doğru cevabı bilsem bile yanlış şıkkı işaretleyebiliyorum.’ Sınav hazırlığındaki birçok öğrencinin bu sözleri dile getirdiği görülmektedir.

Sınav stresi; ders çalışma sürecinin yeterince iyi kullanılmamış olması ve sınav sonucuyla ilgili olumsuz kötücül fantezilerin kuruluyor olması (başarılı olamayacağım, ne kadar çalışsam da istediğim puanı alamam) sonucunda fizyolojik tepkiler ve konsantrasyon güçlüğü şeklinde ortaya çıkan bir durumdur.

Sınav Kaygısı Neden Ortaya Çıkar ?

Kaygının başarılı olup olmama ile doğrudan bir bağlantısı vardır. Herkes başarılı olmak ister ancak her her sınav kişinin başarılı olup olmayacağı ile ilgili riskli bir durumdur.

Kaygının temelinde; başarısızlık endişeleri, sınavın bir kişilik değerlendirmesi olarak algılanması, ailenin çocuktan çocuğun ise kendisinden beklentilerinin yoğunluğu ve çocuğun beklentileri karşılayamamaktan duygduğu endişeleri yer alır.

Sınav Kaygısının Belirtileri

1.Zamanı etkin kullanamama;

Sınava çalışmaya geç başlama konuların yetiştirilememesi veya erken başlanmasına karşın zamanın etkin kullanılmaması nedeniyle konuların yetiştirilememesi, konu tekrarının yapılamaması kaygıyı artırır.

2.Yanlış ders çalışma alışkanlıkları;

Plansız ve programsız ders çalışmak başarısızlığın en önemli kaynağıdır. Kişinin motivasyonunun düşmesine neden olur.

  1. Mükemmelliyetçilik düşüncesi;

Yaptıklarının en iyisi ve hiç hatasız olması gerektiğine inanan kişinin kaygı düzeyi yükselir.

4.Başarısızlık korkusu;

Başarısız olma korkusunu yoğun yaşayan bireylerin, kendilerine olan güvenleri azalır ve kaygı düzeyi yükselir.

5.Sınava çok fazla anlam yükelnmesi;

Kişinin potansiyellerine uygun olmayan amaç belirlemesi yada sınavı kendini kanıtlayıcı bir platforma dönüştürmesi de kaygı düzeyini yükseltir.

6.Aile baskısı;

Ailelerin çocuklarından çok fazla beklentilerinin olması ve çocuğun bunları gerçekleştiremeyeceği düşüncesi de kaygı düzeyini yükseltir.

Sınav Stresi İle Nasıl Başa Çıkılır ?

Sınava bir hafta kala yapılması gerekenler:

Birçok öğrenci sınava hazır olmasına rağmen her yıl ya heyecandan yada kaygıdan sınavda elde edebilecekleri başarıyı yakalayamıyor. O yüzden sınava girecek öğrencilerin sınava birkaç gün kala yapmaları gereken en önemli şey heyecanlarının başarılarını engelleyecek çizgiye getirmemek.

Bu sınavda başarılı olmak istiyorsanız ilk yapmanız gereken, bu sınavı hayatın en önemli olayı haline getirmemek. Zira bu şekilde bakıldığında sınav günü yaklaştıkça stres ve kaygı da gittikçe artmaktadır.

Eğer çarpıntı, el titremesi, kızarma, boğulacakmış hissi, titreme, ateş basması, baş dönmesi ve bunun benzeri durumlar ortaya çıkıyorsa ve bu belirtilere kötü senaryolar eşlik ediyorsa sınav kaygımız çoktan başlamıştır.

Tabiki sadece öğrenciler değil onların aileleri de heyecanlanıyor. Onların tutumu sınava girecek olanları olumlu yada olumsuz etkiliyor.

Sevgili Öğrenciler İşte Sınav Stresini Azaltmanın Tüyoları;

Öğrenciler için öneriler:

-Sınava yakın günlerde gece gündüz ders çalışmak faydadan çok zarar getirir. Sınav stresinizi artırır. Sadece son kontrolleri ve son antrenmanları yapıp bırakın.

-Olumsuz düşüncelerle beklentinizi ve planlarınızı ilişkilendirmeyin. Geçmişteki başarılarınızı hatırlayın ve bu başarıları tekrarlayabileceğinizi düşünün.

-Sınavın  her şey olmadığını, zekanızın ölçülmediğini, sınavı kazanmak kadar kaybetmenin de olduğunu bilin.

-Zamanınızı iyi kullanmaya ve planlamaya çalışın.

-Normal halinizde nasıl iseniz o halinizi korumaya gayret edin.

-Sınava bir hafta kala zevk aldığınız şeylere ve hobilerinize hafta içinde birkaç saat ayırın.

-Moralinizi yüksek tutmaya çalışın.

-Beslenmenize dikkat edin. Her besin grubundan alarak vücut direncinizi koruyun.

-Sınava gireceğiniz okulu önceden görmekte fayda vardır. İnsanlar genellikle alışık olmadıkları ortamda rahat edemezler ve bu durum kaygı düzeyini artırır. Sınava gireceğiniz ortamı önceden görmeniz sizi rahatlatıcaktır.

-Heyecanlanmaya başladığınızı fark ettiğinizde bunun doğal olduğunu, hatta sınavda başarılı olmak için bu heyecanın gerekli olduğunu kendinize telkin edin.

-Sınav sırasında diğer öğrencilerin ne yaptıklarıyla ilgilenmeyin. Verilen süreyi en iyi şekilde kullanmaya çalışın. Sakin olun.

Aileler için öneriler:

-‘Başarısız olursan bunun sonucuna katlanırsın!’, ‘Sınavı kazanamazsan bütün emeklerimiz boşa gider’ gibi sözlerle öğrenciyi korkutmayın.

-Çocuğunuzun sınavı kazanmasından veya kazanamamasından bahsetmeyin. Sanki bir deneme sınavına giriyormuş gibi davranın.

-Evdeki gergin ortam, öğrencinin performansını olumsuz etkiler. Bu nedenle çocuğun sakin olmasını isteyen aileler, öncelikle kendilerinin sakin olması gerektiğini bilmelidirler.

-Samimiyet çok önemlidir. Anne – babalar sınava girecek çocuklarıyla konuşurken içten olmalıdır. Laf olsun diye söylenen ‘sana güveniyorum’ sözünün bir işe yaramayacağını bilmek gerekir.

-Anne – baba olarak olumsuz düşünceleri olumluya çevirin.

Psikolog Çağrı ÇOBANOĞLU

PUSULA PSİKOLOJİ SİVAS

TEL/GSM: 05302604242

Site: www.pusulapsikolojisivas.com
Adres: İstasyon Cad. Örtülüpınar Mah. Özkahya Apt. No:42 K:4 D:9 Sivas/Merkez

Okullar Açılıyor. Aileler ve Öğrencilere Öneriler;

by 16 Eylül 2018

Okullar Açılıyor.

Aileler ve Öğrencilere Öneriler ;

17 Eylül Pazartesi okullar açılıyor.  Peki anne baba olarak siz buna hazır mısınız? Öğrenciler siz hazır mısınız ? Okulların açıldığı ilk hafta ve sonrası çocuğun okula uyumunu nasıl kolaylaştırabilirsiniz?

Uzun bir yaz dönemi bitiyor ve okullar açılıyor.Hem çocukları hem aileleri heyecan sarmış durumda.Bunun yanı sıra okulla ilgili endişeler de var.

Bu dönemde en büyük kaygı ve zorluğu okul hayatına yeni başlayan çocuklar ve ebeveynlerde görülmekte.’Çocuğum arkadaş edinebilecek mi? öğretmeniyle eve okulla uyum sağlayabilecek mi? Gibi sorular görülebiliyor.

Bugüne kadar karşılaştığım kaygı ve problemler arasında en fazla ‘uyum sağlama’yeteneğidir.Çünkü uyum sağlamak kısa bir sürede oluşacak bir şey değildir.Belirli bir zamana ihtiyaç vardır ve ebeveynler böyle durumlarda sakin ve anlayışlı tutumlarla yaklaşmalıdırlar.Çünkü çocuk evdeki lider konumundaki ortamından çıkıp , kalabalık akranlarının bulunduğu karmaşık bir ortama girmektedir.Burada akranlarıyla yaşayacağı problemler, beklenmedik güçlüklerle karşılaşabileceklerini göz önünde bulundurmaları gerekir.Hangi durumda karşılaşırsa karşılaşsınlar panik olmadan , çocuklara destekleyici davranışlar sergileyerek , yaşanılan sorunlara çözüm bulma işlerini daha da kolaylaştıracaktır.

SADECE ÖĞRENCİLER UYUM PROBLEMİ YAŞAMIYOR

Okulların açılmasıyla, sadece okula yeni başlayan öğrenciler uyum problemi yaşamaz, daha önce okula başlayıp tatilden çıkan çocuklarda  tekrardan okula adapte problemi gibi birtakım zorluklar yaşanabilmektedir.Uyku düzeninin tekrardan bir düzene girmesi zaman alırken , tablet,bilgisayar,televizyonun başında geçirilen zamanın kısıtlanması her iki taraf içinde zorlayıcı oluyor.Okulun açılmasıyla beraber çocukta olumsuz davranışlar , karın ağrıları, mide bulantısı, öfke kontrolsüzlüğü, yersiz ağlamalar okul kaygısının nedenleri arasında görülebiliyor.Her durum da sabır,anlayış,sakinliğe dikkat etmeliyiz.

EVDEKİ İLETİŞİM ÇOK ÖNEMLİ

Evdeki aile ile çocuk arasındaki iletişimin önemi oldukça fazladır.

Çocukların okul içinde zorlayıcı bir gün geçirseler bile sonunda kendilerini güvende hissettikleri evlerine geri dönüyorlar.Evinizde çocuklarınızla geçireceğiniz sağlıklı bir iletişim yaşanılan problemlerin çözümünü kolaylaştıracaktır.Doğru davranış ve tutum sağlamanıza rağmen,okulla ilgili sorunlar devam ediyorsa uzmana danışmanız faydalı  olacaktır.

Okula Başlamadan Önce Yapılması Gereken Bazı Öneriler

Çocukla birlikte mümkünse okul birkaç kez gezilmeli ve çocuk mutlaka öğretmeniyle tanıştırılmalı. Kırtasiye ihtiyaçları çocukla birlikte alınmalı ve onun istekleri öncelikli olmalı. Çocuğa güven verilmeli, rahatlatılmalı.

Aile kendi yaşadığı heyecan ve kaygıyı çocuğa yansıtmamalı. Çocuklar heyecanlandıkları, kaygılandıkları her sefer size bakacak ve sizin tepkilerinizi izleyecektir. Ne kadar gergin olursanız olun, sakin ve rahat görünmeniz çok önemli.

Okul çıkışında onu alacağınızdan ve yine birlikte eve gideceğinizden emin olmasını sağlayın. Bazen çocuklar, annelerinden temelli ayrıldıklarını, hep okulda kalacaklarını düşünerek kaygılanabilirler.

İlk gün çocuklar sınıflarına geçtiğinde kapı eşiğinde beklemek ya da sınıfta sıralara oturmak çok yanlış. Bu diğer çocukları da etkiler.

Çocuklar sıralarına oturduktan sonra vedalaşıp uzaklaşmalı. Çocuk üzgün olsa da birkaç dakika sonra dikkati arkadaşlarına ve öğretmenine yönelecektir.

Şimdiden yeni Eğitim-Öğretim yılı  tüm öğrencilere, öğretmenlere ve velilere hayırlı olsun dileklerimle…

Psikolog Çağrı Çobanoğlu

Pusula Psikoloji Sivas

Çocuklarda Dikkat Eksikliği Ve Hiperaktivite Bozukluğu

by 30 Mayıs 2018

Çağrı Çobanoğlu’nun “Çocuklarda Dikkat Eksikliği Ve Hiperaktivite Bozukluğu” isimli köşe yazısı;

“Dikkat eksikliği nedir?” sorusunun bilimsel karşılığını bilmeden “çocuğumda dikkat eksikliği var” diyen ailelere rastlıyor olmak üzücü. Çocuğunuz için veya kendiniz için tahmin üzerine “hiperaktif” teşhisi koymak doğru değildir! Çocuklarda öğrenme güçlüğüne sebep olan, çeşitli problemleri beraberinde getiren dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) hakkında güncel, sade ve oldukça bilgilendirici bilgiler aşağıdaki gibidir;

DEHB(DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU)
NEDİR?

Aşırı hareketlilik, dikkat ve konsantrasyon bozukluğu, dürtüsellik (impulsivite) şeklinde açığa çıkan psikiyatrik sorunlardan biridir. DEHB, kişiyi ömür boyu takip edebilecek bir hastalık olduğu gibi çocuklarda daha sık gözlemlenir ve yaş ilerledikçe -genellikle- belirtilerini kaybeder. Çocuk yaşlarda başlayan dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu çocuğun ömür boyu yaşam kalitesini etkileyebilecek güçte bir problemdir ve muhakkak teşhis/tedavi edilmesi gerekmektedir. Aynı zamanda özgül öğrenme güçlüğü (ÖÖG)’nün biralt tipidir. ÖÖG olarak bilinen 3 ana güçlük; disleksi,diskalkuli vedisrafi genellikle dikkat eksikliği ile birlikte gözlemlenir.

DEHB BELİRTİLERİ

Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan çocuklar bazı davranışlarıyla gözetmenlere ipucu verirler. Örnek: çocuğunuzun sizi dinliyormuş gibi görünüp aslında dinlemediğini, sürekli başka hayallere daldığını gözlemliyor olmak dikkat eksikliği belirtilerinden biri olabilir. Bir oyunu veya faaliyeti tamamlamadan diğerine geçmek ve bunu sürekli tekrarlıyor olmak da dikkat eksikliği belirtileri arasında yer alır.

DEHB bazen de aşırı hareketlilik şeklinde kendini gösterir. Bu yüzden dikkat eksikliği belirtileriyle, hiperaktivite belirtilerini ayrı ayrı incelemekte fayda vardır.

DEHB belirtileri;

  • Dış seslerden veya önemsiz faktörlerden etkilenip asıl meşgul olunan işten
    kopmak
  • Sık sık hata yapmak ve dalgınlık şeklinde gözlemlenen sakarlıklar yapmak
  • Konsantrasyon gerektiren oyun veya aktivitelerde başarısız olmak
  • Oyun ve işler arasında hızlı geçişler yapmak; biri bitmeden diğerine
    atlamak
  • Sohbet esnasında başka şeyler hayal edip karşıdakini adeta duymamak,
    anlatılanları akılda tutamamak
  • Unutkanlık
  • Görev ve sorumlulukları sürekli ertelemek

Şeklinde görülen davranışlar dikkat eksikliği belirtileri olarak değerlendirilebilir.

HİPERAKTİVİTE BELİRTİLERİ

Hiperaktif Nedir:

Aşırı hareketlilik ve dikkatsizlik gibi öğrenmeyi etkileyecek güçte sorunlar yaşayan çocuklara hiperaktif denir.

  • Aşırı hareketlilik, oturduğu yerde duramama.
  • Aşırı konuşma
  • Mobilyalara veya tırmanma amacı taşımayan nesnelere tırmanma
  • Bir odanın içinde dahi olsa dolaşmaya çıkma, tabiri caizse amaçsız volta atma

Şeklinde görülen davranışlar hiperaktivite belirtileri olarak değerlendirilebilir.

DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU
NASIL GİDERİLİR ?

DEHB % 80-90 oranlarında tedavi edilebilir bir bozukluktur.DEHB’nun tedavisinde sık olarak kullanılan yöntemler ilaç tedavisi, bireysel eğitim, anne-baba eğitimi, aile tedavisi ve grup tedavisidir. Bu tedavi yöntemlerinden hangilerinin kullanılacağının kararı kişinin bireysel özellikleri dikkate alınarak belirlenir. Bugüne kadar yapılmış olan bilimsel çalışmalar, ilaç tedavisinin en etkin tedavi biçimi olduğunu göstermektedir. İlaç tedavisine, diğer tedavi biçimlerinden uygun olanlarının eklenmesiyle daha iyi sonuçlar alınmaktadır.

Psikolog Çağrı ÇOBANOĞLU

PUSULA PSİKOLOJİ SİVAS

TEL/GSM: 05302604242
Site: www.pusulapsikolojisivas.com
Adres: İstasyon Cad. Örtülüpınar Mah. Özkahya Apt. No:42 K:4 D:9 Sivas/Merkez

Subscribe to our newsletter

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Proin porttitor nisl nec ex consectetur.