Blog – Left Sidebar

Sosyal Medya Bağımlılığı ! İhtiyaç Değil Alışkanlık !

by 8 Ekim 2018

Sosyal Medya Bağımlılığı !

İhtiyaç Değil Alışkanlık !

Sosyal medya bağımlılığı psikolojiden iş hayatına, günlük yaşamdan ilişkilere kadar her alanda bizi etkiliyor.

Genç yetişkinlerin %40’ı ve yetişkinlerin genelinin %21’i, tuvalette sosyal medyayı kullandıklarını itiraf ediyor. Bunu kabul etmeyenlerin bir kısmının da yalan bilgi verdiği düşünülüyor. Peki, birkaç dakika bile olsa neden sosyal medyadan uzak kalamıyoruz?

Yapılan birden çok araştırma bize şunu gösteriyor; sosyal medya bağımlılık yapıyor. Bunu doğrulamak için internet kullanımın derinliklerine baktığımızda sonunda Facebook beğenileri ve retweet edilmiş tweetlerin, instagramdaki beğenilerin, beynimizde ödül alanları oluşturduğunu gördük. Bize dopamin olarak şırınga ediliyorlar.

Bu dopaminin kaynağı; yazışmalar, e-postalar, tweetler ve beğeniler üzerinde insanların kurdukları sanal ilişkilerden başkası değil… Ve ne yazık ki insanlar bu etkileşimlerin, onların daha fazla sanal harcama yapması için tasarlanmış akıl oyunları olduğundan habersizler. Bu konu o kadar ciddi boyutlara ulaşıyor ki insanlar bazen yaptıkları işleri kaybediyor, öğrenciler yaptıkları çalışmalara yeterince önem vermiyor ve hatta bazı durumlarda, sosyal medya bağımlısı insanlar, çocuklarının kazara ölmesine sebep olabiliyor.

Sosyal Medya Bağımlılığı Zararları

Güvensizlik:

Güvensizlik sosyal medya kullanımından dolayı yaşanılan en yaygın duygu durumudur. Çünkü sosyal medya organları aracılığı ile herkesin hayatında neler olup bittiği detaylı bir şekilde önümüze sunuluyor. Her ne kadar sosyal medyadaki fotoğrafların aslında gerçek hayattan uzak yapay bir sunum olduğu bilinse de bunlara maruz kalmak sizi kıskanç hale getirerek ruh sağlığınızı etkileyerek sizi saldırgan ve güvensiz bir hale getiriyor.

Sosyal Anksiyete

Sosyal medyanın asıl noktası insanlar arasında iletişim kurmak olsa da bu iletişim sanal bir yolla yapıldığı için hali hazırda sosyalleşmede zorlanan bir insan bilgisayar başından daha rahat iletişim kurabildiğini sanarak daha da asosyal hale gelebilir ve bundan ötürü sosyal anksiyete yaşayabilir.

Dikkat Dağınıklığı

Sosyal medya üreticiliğinizi düşürmek için özel olarak tasarlanmıştır. Çünkü bambaşka değerlendirebileceğiniz zamanınızı başka insanların hayatlarına bakarak harcıyorsunuz. Yani zamanınızın çoğunu fotoğraf görüntüleme, beğenme ve yorum yapma ile tüketiyorsunuz ve bunları yapabilmeniz için hiçbir şekilde zihinsel yeteklerinizi kullanmanız gerekmez. Zihinsel yetenekleriniz yavaş yavaş geriler ve beyin yavaşlar. Sonrasında ise çeşitli durumlara çabucak yanıt verememeye başlar.

Yorgunluk ve Stres

Sosyal medya görsel olarak hızlı bir şekilde değiştiği için bizler de bir dakika içerisinde bir sürü insanın paylaştığı fotoğrafları görebilir ve bu durumda beynimize çok fazla bilgiyi kısa zamanda almamıza sebep olarak yorgunluk hissedebiliriz. Özellikle bu bilgiler kaotik olduğu zamanlarda. Beynimizi aslında hiçbir değeri olmayan bir çok bilgi ile yorduğumuzda stres bizim için kacınılmaz bir son olur.

SOSYAL MEDYA BAĞIMLILIĞI UYKU KALİTESİNİ NASIL ETKİLİYOR?

Elektronik cihazlar, uykuya dalmamızı sağlayan melatonin adlı hormonun salgılanmasını engelliyor, bu da kişi de uyuyamama sorununa neden oluyor. Sosyal medyanın bu kadar yaygın olmasıyla birlikte uyku problemi günümüzde oldukça geniş yer kaplıyor. Yatağa girer girmez telefon ya da tabletlerimiz ile ilgilenerek uyku sürelerimizi kısaltıyoruz. Ekran ışığının etkisine de dikkat etmeliyiz. Kullanırken ekran ışığının yaydığı mavi ışık göz bozulmalarına davetiye çıkarabilir. Uykusuzluk sadece fizyolojik olarak kişiyi etkilemez bununla birlikte depresyona, şeker hastalığına, kilo alımına da neden olur. Aynı zamanda kişinin uyku kalitesinin de olumsuz etkilemektedir. Uykusuz bir şekilde güne başlayan kişinin gün içerisindeki verimi düşer, yapacağı aktiviteler azalır, odaklanma problemleri ile karşılaşabilmektedir. Bir insanın ortalama uyku saati 7 ile 9 saat arasında olabilir, daha fazlası kişide olumsuzluklar yaratabilmektedir.

Bağımlılıktan Kurtulmak İçin…

-Öncelikle, sosyal medyayı bilinçli bir şekilde kullanmalıyız. Faydalanabileceğimiz bir platform haline getirmeliyiz.

-Akşamları ne kadar vakit geçireceğinizi belirleyerek, uyku düzeninizi bozmasını engelleyebilirsiniz.

-Telefonunuzu uyuduğunuz odada bırakmayın. Böylece istediğiniz zaman sosyal medya hesaplarınıza ulaşmanız engellenmiş olur.

-Sosyal medya bildirilerini sessize alarak günlük rutin işlerinizde aksama olmamasını sağlayabilirsiniz.

-Sürekli olarak “Kim ne yapmış?, Kim nereye gitmiş?” şeklindeki soruları kendinize sormaktan vazgeçin. Bunun yerine aileniz ya da arkadaşlarınızla vakit geçirmeye çalışabilirsiniz.

Psikolog Çağrı Çobanoğlu

Pusula Psikoloji Sivas

Sosyal Fobi Nedir ? Tedavisi Nasıldır ?

by 23 Eylül 2018

Sosyal Fobi Nedir ?

Tedavisi Nasıldır ?

İnsan mutlu olabilmek, doyum verici bir hayat yaşayabilmek için , kendisiyle ve diğer insanlarla ve dünyayla iyi ilişkiler geliştirmelidir. Diğer insanlarla uygun şekilde iletişime girmek, kendini ifade etmek ve karşısındakini dinlemek insanın en temel ihtiyaçlarındandır. Ancak bazı insanlar diğer insanların arasında kendilerini rahat hissedemez, iyi ifade edemez: insanların olduğu ortamlardan kaçmak isterler. Sosyal fobi , söz konusu iyi insani ilişkilerin kurulmasına engel olan psikolojik rahatsızlıktır.

Sosyal Fobi Nedir ?

Sosyal fobi ;kaygı bozuklukları içinde yer alan bir rahatsızlıktır. Sosyal anksiyete olarak da adlandırılır. Fobiler, belli durumlarda yaşanan korkular olduğuna göre, sosyal fobi de sosyal ortamlarda yaşanan kaygı olarak tanımlanabilir. Sosyal fobinin genel belirtilerine baktığımızda; Kişi yeni bir ortama girdiğinde kaygı yaşar, sıkıntı duyar, endişelilik hali söz konusudur.  Çarpıntı, kaygı, kendini ifade etmede sıkıntı yaşanması da bu tabloya eşlik eder.

Sosyal fobik kişiler yaşamlarını sürdürdükleri ortamda, yeni bir kişiyle tanışmak durumunda kaldığında bundan heyecan ve sıkıntı duyar. Eğer öğrenciyse bu kişi, sınıfta söz almakta güçlük çeker, kendisi bu kaygısı nedeniyle söz almak istemez. konuşmak durumunda kalırsa, yüzünde kızarma, sesinde  kısılma olur, ellerde titreme görülür, düşüncede blokaj, hatta konuşmanın durması gibi bir durum bile meydana gelebilir.

Hastalığın ikincil olumsuz etkisi de toplumdan çekilme yönünde bir eğilimle kendini gösterir. Hastalığın erken döneminde çocuk utançtan kimseye söyleyemez bu sorununu. Bizim toplumumuzda utangaç çocuklar övgü bile aldıkları için önceleri bu sorunun vahimliği göz ardı edilebilir. Hastalık olduğu bilinmeyip zamanında müdahale edilmediğinde de ileride çocuk iyice güçlük çeker. Üniversite yıllarında sorun iyice artar. Çünkü tedavi edilmediğinde sorun daha da derinleşir.

Sosyal Fobi Ne Sıklıkla Görülür ?

Sosyal fobi en sık görülen ruhsal hastalıklardan biridir. Her 100 kişiden 7,8 ila 12’si hayatında en az bir kere sosyal fobi rahatsızlığı yaşar.

Kadınlarda erkeklere göre bir buçuk kat daha sık görülür. Hastalık daha çok çocukluk döneminde veya gençlik döneminin ilk zamanlarında ortaya çıkar.

SOSYAL FOBİ HANGİ YAŞLARDA BAŞLAR?

Sosyal fobi alt tipine göre değişmekle birlikte erken ve geç ergenlik dönemi arasında başlar (10-17 yaş) Yaygın tipin daha erken yaşta başladığına dair bilgiler vardır.

Sosyal Fobi Nasıl Oluşur ?

Bir sosyal fobinin oluşumuna çok sayıda faktör etki edebilir :

  • Genetik yatkınlık (irsiyet)
  • Kişilik özellikleri (örneğin yeni alışılmamış durumlarda çekingenlik ve korku)
  • Ebeveynlerin fazla duygusal olmayan, buna karşılık kontrolcü ve aşırı korumacı olan yetiştirme metodu
  • Diğer insanlarla yaşanan kötü tecrübeler (örneğin başkaları tarafından alay edilmek, aşağılanmak veya dışlanmak)
  • İnsan yaşamındaki sıkıntı verici olaylar (örneğin yakın bir insanın ölümü veya bir ayrılık)

SOSYAL FOBİYİ TETİKLEYİCİ BELİRTİLER

Sosyal fobisi olan kişiler genellikle aşağıdaki durumlarda ciddi sıkıntılar yaşarlar:

– Başka insanlara tanıtılmak

– Alay edilmek veya eleştirilmek

– İlgi odağı olma

– Bir şey yaparken başkaları tarafından izlenmek

– Resmi, kamusal bir durumda bir şey söylemek zorunda olmak

– Yetki sahibi, otorite makamındaki kişilerle konuşma

– Sosyal ortamlarda güvensiz ve huzursuz hissetme

– Diğer insanlarla göz göze gelme

– Toplum içinde telefonla görüşme, yemek yeme, birşeyler içme

– Partiye/ eğlenceye gitme

– İyi tanımadığı birine onaylanmadığını veya aynı düşüncede olmadığını ifade etme

– Çok iyi tanımadığı biriyle yüz yüze konuşma

– Umumi tuvaletleri kullanma

– Yetenek veya bilgi testine tabi tutulma

– Bir toplantıda hazırsızlık konuşma yapma

Sosyal Fobi Tedavisi Nasıldır ?

Sosyal Fobi tedavisi olan bir hastalıktır. Sosyal Fobi’de ilaç tedavisi ve psikoterapi (konuşmaya dayalı ruhsal tedavi) uygulanır.

Hastanın durumuna göre bazen tek başına psikoterapi, bazen ilaç tedavisi uygulansa da genelde her ikisinin beraber uygulanmasında başarı daha yüksektir.

Sosyal Fobi’de en sık uygulanan terapi şekli Bilişsel ve Davranışçı Terapidir. Bilişsel terapide kaygı duyguları ve bu kaygıya karşı oluşan bedensel tepkileri tanıma, kaygı doğuran durumlardaki düşüncelerin ne olduğunu anlama, bunlara karşı başa çıkma stratejileri geliştirme gibi aşamalar vardır. Davranışsal terapide ise model olma, yakınmaların üstüne gitme, belirtileri daha net algılayabilmesi için rol oynama, gevşeme eğitimi, sosyal beceri eğitimi gibi her hastada farklı uygulanabilecek yöntemler vardır.

Psikolog Çağrı Çobanoğlu

Pusula Psikoloji Sivas

ÖĞRENCİLER VE VELİLER İÇİN VERİMLİ TATİL ÖNERİLERİ

by 18 Eylül 2018

ÖĞRENCİLER VE VELİLER İÇİN VERİMLİ TATİL ÖNERİLERİ

Öğrencilerin dört gözle beklediği yaz tatili 8 Haziran Cuma günü başlıyor. Ancak yaklaşık üç ay boyunca serviş koşuşturması, sınav stresi ve zil sesinden uzak kalacak olan öğrencilerin tatil rehavetine kapılmamaları gerekiyor. Gelecek dönemi iyi karşılamak isteyen öğrenciler mutlaka bir tatil programı hazırlamalı, ders çalışmayı ihmal etmemeli, konu tekrarları yapmalı, yeni konulara çalışmalı ve bol bol kitap okumalıdır.

Televizyon , tablet , bilgisayar başında geçirilen boş zamanlar dinlenmekten çok yorgunluk yaratacaktır. Tabiî ki birçok öğrenci bu fırsatı kitap, defter kapağı açmadan, okullar açılana kadar televizyon seyrederek, tablette oyun oynayarak, dışarıda geç saate kadar vakit geçirip geç saatlerde yatarak değerlendirme eğilimindedir. Bu düzene alışık olmayan fizyolojik yapı yavaş yavaş tembelliğe alışır. Dolayısıyla tatil boyunca tembelliğe alışan bu yapı okul açıldığında zorlanır ve kendini toplamadan güçlükler çeker.

Bunların önüne geçmek için her öğrencinin kendi durumuna göre bir çalışma stratejisi belirlemesi gereklidir. Kısa ve uzun vadeli hedefler oluşturulmalıdır. Bu hedefler öğrencinin çalışma isteğini kamçılayacak doğrultuda olmalıdır. Hayali ve gerçekleşmesi zor hedeflerin öğrencinin ümidini kıracağını ve çalışma isteğini azaltacağı unutulmamalıdır. Bu dönemde uygulanacak 4 strateji şu şekildedir:

1.Konu tekrarı yapmak

2.Eksik kalan konuları tamamlamak

3.Yeni konulara çalışmak

4.Bol bol kitap okumak

Sadece öğrenciler değil velilere de öneriler olmazsa olmazlardandır. Çocukların sağlıklı bireyler olarak yetişmesinde ‘koşulsuz sevgi’ ve ‘güven’ duygusu çok önemlidir. Bu doğrultuda veliler; çocuklarıyla düşük not alma nedenlerini birlikte tartışıp çözüm üretmelidir. Karar alma süreçlerinde çocuklarınızı da dahil ederek sorumluluk bilincinin oluşmasına katkı sağlanmalıdır. Çocuklarınızla mümkün olduğunca zaman geçirilmelidir. Tatili birbirinizi anlamak, daha iyi tanımak ve birbirinizin arkadaşlığından zevk almak için geçirin ve değerlendirin. Veliler her çocuğun yetenek ve becerileri bakımından kendine özgü özellikleri olduğunu unutmamalıdır ve başka bir çocukla asla kıyaslamamalıdır.

TATİLİ VERİMLİ GEÇİRMENİN KISACA YOLLARI :

– Mutlaka bir tatil programı hazırlayın.

– Ailenizle birlikte tatil yapın.

– Tatilde ders çalışmayı ihmal etmeyin.

– Günün, her haftanın sonunda ulaşmayı düşündüğünüz yeni hedefler belirleyin.

– Konu tekrarları yapın.

– Eksik kalan konuları tamamlayın.

– Yeni konulara çalışın.

– Bolca kitap okuyun.

– Dinlenmeye, gezmeye vakit ayırın.

– Sosyal faaliyetlere ( tiyatro, sinema, konser, spor ) zaman ayırın.

Psikolog Çağrı ÇOBANOĞLU

PUSULA PSİKOLOJİ SİVAS

TEL/GSM: 05302604242

Site: www.pusulapsikolojisivas.com
Adres: İstasyon Cad. Örtülüpınar Mah. Özkahya Apt. No:42 K:4 D:9 Sivas/Merkez

Aile Danışmanlığı Nedir ?

by 18 Eylül 2018

Aile Danışmanlığı Nedir ?

Aile danışmanlığı, Aile Yasası (FamilyLawAct) çerçevesinde verilen danışmanlık hizmetine denir. Aile danışmanı, ilişkiler açısından sorunları olan insanların, evlilik, ayrılık ve boşanma sırasında, çocuklarla ve aile ile ilgili kişisel veya kişiler arasındaki sorunların üstesinden daha rahat bir şekilde gelmelerine yardımcı olmaktadır. Aile danışmanlığı, incinmiş duygular, siz ve eşiniz arasındaki veya ailedeki diğer bir kişi ile olan sorunlar, yeni yaşam düzenlemeleri ve çocukların bakımı ve mali düzenlemeler konusundaki sorunlarla ilgili olabilir.

Aile danışmanlığında kişiler ailede yaşanan bir problemi, kendi bakış açılarından ortaya koyarlarken danışman, kişilerden her birinin;

  • Diğerlerini saygı ile dinlemesine,
  • Diğerlerinin bakış açısını da görmesine ve anlamasına,
  • Soruna yönelik olarak konuşmasına,
  • Diğerlerine karşı duygu ve düşüncelerini daha açık bir dille ifade etmelerine,
  • Diğerlerine karşı incitici davranışlarda bulunmamasına,
  • Diğerlerini oldukları gibi kabul etmesine,

Aile danışmanlığının inceleme konusu aileyi oluşturan bireyler değil; bireyler arasındaki ilişkinin, iletişimin niteliğidir. Aile danışmanı, aile üyelerinin birbiriyle ilişkilerinde aksayan yönlerini ortaya çıkarmaya ve aile üyelerinin de bunu görmesini sağlamaya çalışır.

Aile Danışmanlığının Hizmet Alanları Nelerdir?

  • Anne – baba ilişki ve iletişim problemleri,
  • Anne – baba ile çocuk ilişkileri.
  • Çatışmalar,
  • Boşanma süreçleri,
  • Flört ve aldatma problemleri.

Aile danışmanlığının bireysel terapilerden en önemli farkı, bireyi tek başına ele almak yerine ailenin tümüne bir bütün olarak yaklaşmasıdır. Bu nedenle ailenin bir bütün olarak ele alınması sorunların çözümünü de kolaylaştırmaktadır.

Aile danışmanlığı yaklaşımında bireyin sorunu, içinde bulunduğu aile sisteminden yola çıkılarak değerlendirilir. Birey sorunlu olarak tanımlanmaz, bunun yerine aile sisteminin sorunu tespit edilir.

Aile danışmanlığında (aile terapisi) seanslar tek bir bireyle değil, bireyin tüm aile üyeleri ile birlikte yürütülür. Bazı durumlarda çekirdek aile üyeleri ile birlikte aileye etki eden geniş aile üyeleri de (Örnek: anneanne, babaanne, dede, teyze, amca vs.) seanslara davet edilir. Bazı durumlarda ise “sorunlu” birey yerine seanslarda ailedeki başka üyeler, çoğunlukla da anne-baba / karı-koca yer alır.

Aile danışmanlığının işlevi; aile içinde yaşanan bireyler arası sorunlar olabileceği gibi, tüm aileyi etkileyen ölüm, kronik hastalık, bir aile bireyinin evden ayrılması gibi konularda aile bireylerine destek vermektir. Aile danışmanlığının belirgin ve açık hedefleri vardır. Amacı; ailenin yaşadığı sorunların çözümünün yanı sıra aile bireylerinin birbirlerini daha iyi anlamalarını, belirgin ve esnek sınırlar çizebilmelerini sağlamayı kolaylaştıracak yeni beceriler kazandırmaktır.

Özetle aile danışmanlığı, rahat ve güven verici bir ortam sağlayarak üyelerin hem kendilerini hem de birbirlerini tanımalarına, birbirleriyle açık ve içten bir iletişim kurarak sorunlarına çözüm bulmalarına yardımcı olmaya çalışır.

ÇİFTLER NE ZAMAN EVLİLİK DANIŞMANLIĞINA BAŞVURMALIDIR?

Eşlerin evlilik ilişkileri aşağıdaki maddelerin bir kısmını ya da çoğunu kapsar hale dönüştüğünde evlilik için bir uzmana başvurulması gerekebilir:

  • Evlilikteki tek ilişki ve iletişim şekli kavgaya dönüştüyse,
  • Gereğinden fazla, şiddetli ve çözüm bulunamayan kavgalar yaşamaya başladılarsa, diğer bir değişle mutlu ve keyifli anlar kavgalı oldukları anlardan daha az yaşanıyorsa,
  • Evlilik kendi içinde bir keyif olmaktan çıkıp, devam ettirilmesi gereken bir zorunluluk haline dönüştüyse,
  • Kavgaları hep aynı konular (örneğin kıskançlık, cinsellik, çocuklar gibi konular) etrafında dönmesine rağmen, kavgalardan çözüm üretilemiyorsa,
  • Eşler birbiriyle hiç kesişmeyen, paralel hayatlar yaşamaya başladılarsa ve bir araya geldikleri anlarda da ortak hiçbir keyfi paylaşamıyorlarsa,
  • Cinsel yaşam da dâhil olmak üzere evliliğin kadın ve erkeğe dair hiçbir alanında paylaşımlarının kalmadığını hissettiklerinde,
  • Evliliğin daha iyi olacağına dair tüm inançlarını kaybettilerse,
  • Boşanmak ya da ayrı yaşamaktan başka çözüm yolunun olmadığına inanmaya başladılarsa,
  • Evliliklerinden alamadıkları keyfi ve mutluluğu işlerinde, başka kadınlarda/erkeklerde, çocuklarında aramaya başladılarsa,
  • Anlaşılmadıkları, değer verilmedikleri, önemsenmedikleri, istenmedikleri gibi olumsuz düşünce ve duyguların ötesinde evlilikleri ve eşleri olumlu hiçbir şey çağrıştırmadığında,
  • Evliliklerinden kaynaklı olduğunu düşündükleri duygu ve düşünceler nedeniyle güncel yaşamları, üstlenmeleri gereken diğer roller ve sorumluluklar (örneğin iş yaşantıları, anne-babalık rolleri, arkadaşlık ilişkileri ve sosyal yaşantıları) sekteye uğradığında,

İçsel ruhsal dünyalarına depresyon, kaygı, panik, öfke, ümitsizlik, çaresizlik ve mutsuzluk gibi olumsuz duygular hâkim olmaya başladığında evlilikleri için bir uzmana başvurmalıdırlar.

EVLİLİK DANIŞMANLIĞI NASIL UYGULANIR?

Yapılan araştırmaların bir kısmında, bireysel problemler için bir danışmana başvuran kişilerin neredeyse %60ının yardım alma nedenlerini “evlilik veya ilişki problemleri” olarak tanımladıkları tespit edilmektedir. Buna rağmen evlilik danışmanlığı ve buna bağlı yaklaşımlar psikoloji literatürü içinde diğer terapilere göre daha yeni ve gelişmekte olan bir konumdadır.

Evlilik danışmanlığı için uygulamada pek çok kuram, okul, model veya yaklaşım bulunmaktadır. Psikanalitik ya da psikodinamik evlilik terapisi, nesne-ilişkileri evlilik terapisi, sistemik evlilik terapisi, bilişsel-davranışçı evlilik terapileri, duygu-odaklı evlilik terapisi okulları ya da yaklaşımları evlilik terapistleri tarafından uygulamada tercih edilen evlilik terapisi kuramlarından/modellerinden sadece bir kaçıdır.

Evlilikteki problem alanlarına, sorunların derinliğine, çiftlerin terapiden beklentilerine, terapistin uygulamada tercih ettiği yöntemlere ve hangi yaklaşımı benimsediğine bağlı olarak evlilik danışmanlığı uygulamalarında:

  • Gelen çiftlere nasıl yaklaşılacağı,
  • Hangi problemlere öncelik ya da ağırlık verileceği,
  • Ne kadar süreceği,
  • Danışman ile çift arasındaki ilişkinin ne şekilde kurgulanacağı,
  • Seansların her iki eşle birlikte mi yoksa ayrı ayrı seanslar şeklinde mi sürdürüleceği gibi konular değişiklik gösterebilmektedir.

Genellikle birçok evlilik danışmanı temelde yakın durduğu bir kurama bağlı kalmakla birlikte, uygulamada çeşitli modelleri birleştirdiği entegretif ya da eklektik bir yaklaşımı tercih etmektedirler.

EVLİLİK DANIŞMANI/TERAPİSTİ SUÇLU ARAMAZ!

Bazı durumlarda eşler suçlanacakları, yargılanacakları, anlaşılmayacakları ya da eşlerinin tarafı tutulacak kaygılarıyla evlilik terapisine başlamayı reddederler. Hâlbuki ilişkiler en az iki kişiden oluşur. İlişkideki iki kişiden birinin problemleri ilişkiyi belli süreliğine olumsuz etkileyebilse de aslında ilişkinin bozulması için bir kişinin olumsuzlukları tek başına yeterli değildir. Yani bir ilişki kötü gidiyorsa bu duruma iki kişinin de katkısı vardır. Evlilik ilişkisi sadece bir kişinin katkısıyla düzelmeyeceği gibi bir kişi ile de bozulmaz. Kişilerin bazen problemin oluşumuna, bazen de problemin sürekli hale gelmesine katkısı olur.

Her şekilde sorunlu giden evlilik ilişkisinde sadece bir kişi değil, iki kişi de mutsuzdur. Dolayısıyla evlilik terapisinde hedef haklıyı-haksızı, suçluyu-suçsuzu, zalimi-mazlumu belirlemek değildir. Evlilik terapisinde terapistin görevi, çiftlerin “İlişkimizde ne oluyor da, her ikimiz de mutsuz oluyoruz?” sorusuna yanıt bulmalarına ve bu sorunların çözümü için ortak hareket edebilmelerine yardımcı olmaktır. En nihayetinde evlilik terapisinde amaç eşlerden her ikisinin de mutlu olacağı, keyif alacağı, tatmin olacağı yeni bir ilişki şekli kurgulayabilmektir.

EVLİLİK DANIŞMANLIĞI, TEK EŞİN KATILIMIYLA DA YÜRÜTÜLÜR!

Evlilik terapisinde eşlerden ikisinin birden terapiye katılımı, terapi sürecini hızlandıran, olumlu sonuçların miktarını arttıran bir durumdur. Buna rağmen evlilik terapisine eşlerden ikisinin birden katılımı bir zorunluluk değildir. Evlilik terapisi, eşlerden sadece birinin eşlik etmesiyle de uygulanabilir.

Bazen eşlerden biri evlilikteki sorunları ifade eder, diğeri evlilikte sorun olmadığını savunur. Bu durumda sorun olduğunu düşünen eş, evlilik terapisine başvurmak için eşini ikna etmeye çalışır; çoğunlukla da başarısız olur! Hatta sorunu kabul etmeyen eşi tarafından “Sorun bende değil, sende. Git sen iyileş!” benzeri suçlamalara maruz kalabilir. Bu durumda ise sorunlarını ifade eden eş için bir çifte-açmaz durumu ortaya çıkar: Evliliğindeki problemler için bir terapiste gitse, eşine karşı sorunun kendisinde olduğunu kabul edecektir. Gitmese ise mutsuzluğu devam edecektir. Aynı zamanda, “Bu evliliği kurtarmak için hep ben mi uğraşacağım?”gibi kızgınlık yaşatan bir önyargı da kendi içinde evlilik problemleri için bir terapiste başvurma kararını geciktirir.

Bazı evlilik problemleri yaşanan gelişimsel dönemle ya da yaşamın kattığı streslerin etkisiyle artış gösterebilir. Bu tip sorunlarda zamanla sıkıntıların azalmasına rastlanır. Ancak bunun dışındaki problemlerde, özellikle de gereğinden fazla uzadıysa, zaman ilişkilerde düzelmeye değil tam tersine daha farklı, çözümü zor başka problemlerin eklenmesine ve eşlerin birbirlerinden tamamen uzaklaşmasına yol da açabilir. Bu durumdan da sadece evlilik değil, kişiler ve ailedeki diğer üyeler de çok olumsuz etkilenir.

Bu noktada evliliğindeki sorunlar nedeniyle mutsuz olan kişinin ÖNCE KENDİNİ VE KENDİ İHTİYAÇLARINI DÜŞÜNEREK bir evlilik terapistine başvurmasında fayda vardır.

Psikolog Çağrı ÇOBANOĞLU

PUSULA PSİKOLOJİ SİVAS

Çocuk İstismarı

by 18 Eylül 2018

Çocuk İstismarı

Çocuk İstismarı ; çocuk ve gençlerin ihmali, boşlama, ilgisizlik, önem vermemeyi içerir. Bir başka deyişle ihmal deyince ilk olarak yapılması gerekenlerin yapılmaması akla gelir. Doğumdan itibaren, çocuğun barınması, beslenmesi, giyinmesi, eğitilmesi, sağlığının korunması gibi bedensel ihtiyaçlarının yanı sıra, yeterince ilgi ve sevgi görmesi, şiddete dayalı olmayan ortamda yetişmesi gerekir.

Çocuk İstismarı: Sessiz bir travma

Çocuklara yönelik cinsel istismar aslında çoğu insanın sandığından fazla çünkü istatistiklere göre bu istismarların yalnızca %2’sini biliyoruz. Çünkü genelde çocuklar utanıyor, bu durumdan korkuyor veya suçlanacaklarından çekiniyorlar.

Bunun bir başka nedeni de çocukların susması olabilir. Çoğunlukla duygusal manipülasyon veya pedofili kişiler tarafından gördükleri baskı yüzünden çocuklar sessiz kalıyor.

Pedofiller amaçlarına ulaşma ve çocukların sessiz kalmasını sağlamak için duygusal baskı uyguluyor. Bu baskı yüzünden çocuk, istismarın kendi suçu olduğunu düşünmeye başlıyor. Bazen de çocukları aileleri öğrendiğinde sorun çıkabileceğini söyleyerek susturuyorlar.

Ne yazık ki şunu belirtmek gerekiyor: çocuklara karşı cinsel istismar çoğunlukla bir aile üyesi tarafından gerçekleştiriliyor. Bu vakalarda ise genellikle kurbana yardım etmek yerine insanların ne düşüneceğinden korkan yetişkinler susmayı tercih ediyor.

Ancak bu durum yalnızca aileyle sınırlı değil. Çocuklarla fazla zaman geçiren kişiler, öğretmenler, arkadaşlarınız, herhangi bir yetişkin ve hatta yabancılar da istismarcı olabilir.

Çocuğum istismara uğruyorsa nasıl davranmalıyım?

Öncelikle şunun farkında olmanız gerekiyor: çocuğunuz istismara uğrasa bile bu sizin suçunuz değil. Çocukları ne yazık ki bu gibi durumlardan korumak için elimizde sihirli bir iksir yok. Daha önce de söylediğimiz gibi, bu kişiler tamamen güvendiğiniz insanlar veya aile bireyleri bile olabilir.

Yani, istismarın üstesinden gelmek ve çocuğuna destek olmak için yapmanız gereken ilk şey, çocuğunuzla güvene dayalı bir ilişki kurmak. Bunun için, öncelikle onları dinlemeli, inanmalı ve her şeyden önce onları anlatacakları zaman geldiğinde korumalısınız.

Unutmayın ki cinsel istismara uğrayan çocuklar haksız yere kendilerini suçlamaya eğilimlidirİşte bu noktada sizin sabrınız devreye giriyor. Çocuğunuzla konuşurken başına ne gelmiş olursa olsun onu asla bırakmayacağınızı ve daima seveceğinizi ona göstermelisiniz. Bu, karşılıksız sevginizi ve sözlerine güvendiğinizi gösterir.

Çocuğunuzun Yanında Olun !

Çocuğunuz cinsel istismara uğradıysa ve maalesef çoktan gülümsemesini yitirdiyse bile ona karşı aşırı korumacı davranmayın. Kendinize veya çocuğunuza karşı suçlayıcı davranmayın. Kendisini anlatması için çocuğa zaman tanıyın ve anladığınızı; duyulduğunu ona hissettirin. Ona olan sevginizi gösterin ve başına gelenlerin onun suçu olmadığını anlaması için çabalayın.

Yapacağınız en iyi görev, çocuğunuza bu durumun ne kadar zor olduğunu anladığınızı göstermektir. Böylece tıbbi veya psikolojik yardım almak için durumu düzeltebilecek desteği bulurlar.

Unutmayın ki, birisi bir süreliğine çocuğunuzdan gülümsemesini çalmış olsa bile, bunu sonsuza dek kaybetmek zorunda değil. Zamanla ve doğru yardımlarla gülümsemesini çocuğunuza tekrar kazandırabilirsiniz.

Psikolog Çağrı Çobanoğlu

Pusula Psikoloji Sivas

EMPATİ NEDİR ?

by 18 Eylül 2018

EMPATİ NEDİR ?

Başka bir kimsenin yerine kendini koyma olayına empati kurmak adı verilmektedir. Karşıdaki kişinin duygularını ve herhangi bir konu ya da olay karşısında ne hissettiğini anlamak önemli bir şeydir. Kişinin o anki durumda neler hissettiğini anlamak ve onun beklediği cevapları vermek ve kişiyi rahatlatmak empati kurmanın bir parçasıdır.

Empati kurmak sadece insanlar arasında olan bir olay değildir. Empati olayı diğer canlılar için de geçerlidir çünkü diğer canlıların da neler yaşadığını bilmek ve anlamak gerekmektedir. Bu şekilde empati kurulursa diğer canlılarında neler düşündüğü ve neler hissettiği anlaşılabilir.

Kendimizi karşımızdaki kişinini yerine koyarak empati kurarken o kişiyi anlamaya çalışmalıyız ve onun gibi düşünmeliyiz. Böylece kişilerin birbirlerini anlamak daha da kolay olacaktır. Bu nedenle eğer bir kişiye kötü bir haber vereceğimiz zaman o kişinin o kötü haber karşısında neler hissedebileceğini ve neler düşünebileceğini önceden kendimizce sorgulamalıyız.

Empati nasıl kurulabilir ?

Empatinin tam anlamıyla kusursuz olarak kurulabilmesi için ilk olarak 3 ana kurala uyulması gerekmektedir. İşte bu 3 ana kural ;

  • Karşıdaki bireyin yerine kendimizi koyarak olay ve eylemlere onun bakış açısıyla bakmak ve tarafsız olarak değerlendirmek.
  • Karşıdaki bireyin tüm duygu ve düşüncelerini doğru yönde değerlendirmek ve tam anlamıyla hissedebilmek.
  • Son olarak da karşıdaki bireyin tüm duygu ve düşüncelerinin tam anlamıyla anlayabildiğini ona ifade etmektir.

Empati nasıl kazanılabilir ?

Birçok birey empati olgusunun oldukça zor kazanılabileceğini sanmaktadır. Oysaki empati oldukça kolay kazanılabilir. Empati şu şekillerde kazanılabilir ;

  • Açık uçlu sorular yöneltilerek
  • Azami oranda hareket etmek ve yorumda bulunmak
  • Yargılama sürecini yavaşlatmak
  • Kendi duygu ve düşüncelerimizi anlamaya çaba sarf etmek
  • Geçmişten tam anlamıyla ders çıkarılması
  • Son olarak olay ve eylemlerin kendi doğal akışına bırakılması ile empati duygusu elde edilebilir.

Empati’nin başlıca faydaları :

Empatinin oldukça fazla faydası bulunmaktadır. Merhamet duygusuyla eşdeğer nitelikte olan empati olgusunun başlıca faydaları şunlardır ;

  • Birey ve toplumların objektif olarak hareket etmesini sağlamaktadır.
  • Birey ve toplumların dayanışma içerisinde hareket etmesini sağlayarak daha üretken olmasını sağlamaktadır.
  • Bireyler ve toplumlar arasında huzur, refah ve mutluluğun ileri seviyede yaşanmasını sağlamaktadır.

Yukarıda bahsettiğim gibi empati olgusu gerek bireylerin gerekse de toplumların refah ve mutlulukları açısından hayati bir öneme sahiptir. Dolayısıyla empati olgusu huzur ve mutluluğun oluşabilmesi açısından en önemli olgulardan birtanesidir.

Psikolog Çağrı ÇOBANOĞLU

PUSULA PSİKOLOJİ SİVAS

Subscribe to our newsletter

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Proin porttitor nisl nec ex consectetur.